Ana Sayfa | Spor | Ekonomi | Magazin | Teknoloji | Sağlık | Eğitim | Dünya | Sanat | Mutfak | Galeri | Yaşam | Hobi | Arşiv

14 Kasım 2017 Salı 22:23
Ana Sayfa » Gündem » RozetHaber.com Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 34. Kuruluş Yıl Dönümü

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 34. Kuruluş Yıl Dönümü

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 34. Kuruluş Yıl Dönümü

Türkiye’ye yaklaşık 70 km. uzaklıktaki, jeolojik olarak Anadolu’nun doğal bir uzantısı olan Kıbrıs Adası, 1570 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’na katılmıştır. Bu tarihten itibaren adada iki farklı ulusal topluluk olan Müslüman Türkler ve Ortodoks Rumlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun Millet Sistemi uygulaması çerçevesinde 1821 yılına kadar huzur ve barış içinde yaşamışlardır. Bu tarihte başlayan Yunan isyanı sırasında ise, ilk kez karşı karşıya gelmişler ve birbirlerine karşı güvensizlik duymaya başlamışlardır.

Kıbrıs’ın uluslar arası düzeyde bir sorun haline gelmesi 1878 yılına rastlar. İngiltere, bu tarihte Osmanlı Devleti’ni kandırarak Kıbrıs adasını elinden aldı.

Osmanlı İmparatorluğu Rusya ile savaşta iken, stratejik önemi nedeniyle Kıbrıs’ı isteyen İngiltere, 1878′de Osmanlı Devleti’ne Ruslara karşı bir ittifak teklif etmiş ve Osmanlı Devleti büyük bir hata yaparak, bu teklifi kabul ederek, adanın yönetimini İngilizlere bırakmıştır. Mülkiyeti İngiltere’ye devredilmemiş olsa da Kıbrıs, İngiltere’nin bir kolonisi haline gelmiştir. 12 Temmuz 1878′de Kıbrıs’ın son Türk Valisi makamını İngiliz Amirale devrederken, Baf Kapısında bulunan Türk Askeri Garnizonundaki Türk bayrağı indirilip, yerine İngiliz bayrağı çekilmiştir. 300 yıl boyunca dalgalanan Türk bayrağı indirilirken, Rumlar Yaşasın İngiltere diye bağırırarak Enosis isteklerini dile getirmişlerdir.

Süveyş kanalının açılmasıyla İngiltere’nin sömürgelerine (Hindistan) giden yol kısalmış, Doğu Akdeniz büyük bir önem kazanmıştı. Çökmekte olan Osmanlı Devleti’nin kuzeydeki düşman olan Rusya’yı durdurması, Akdeniz’e inmesini engellemesi giderek imkansızlaşıyordu.

İngiltere Batı Akdeniz’den Doğu Akdeniz’e kadar önemli noktaları birer birer ele geçirmeye çok daha önce başladı. Cebelitarık’ı 1704′te, Malta’yı 1800′de, Kıbrıs’ı 1878′de ve Mısır’ı 1882′de ele geçirdi. Böylece Akdeniz’in ortasında, batıdan doğuya kadar bir savunma hattı oluşturdu.

Adanın idaresini alan İngiltere ilk olarak, iş başındaki Türkleri memuriyetlerinden uzaklaştırıp, yüksek memuriyetlere Rumları getirmiştir. Amaç hem Türkleri idareden uzaklaştırmak hem de Rumları kendilerine daha çok bağlayarak adada Türklerin hâkimiyetine son vermekti. Bu uygulama sonucu ekonomik sıkıntıya düşen Türkler ellerindeki malları satmak durumunda kalmış, Rumlar da bu malları satın almışlardır. Ticaret ve sanat alanında zaten iyi durumda olan Rumlar, arazi ve emlakları da ele geçirerek çok güçlenmişlerdir. Kilise bu satın almaları desteklemiş ve Türkleri adadan çıkarmanın en iyi yolunun bu olduğunu söylemiştir.

15 Kasım 1983 tarihinde Kıbrıs Türk Federe Devleti meclisi kendi kaderini belirleme hakkını kullanarak oybirliğiyle aldığı kararla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir.

Adada yaşayan Türkler ve Rumlar dışında, Yunanistan, Türkiye, İngiltere, Amerika ve AB ülkeleri de taraf konumundadır. Son zamanlarda, İsrail gibi Akdeniz’in güneyindeki ülkeler de, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge, petrol ve doğalgaz arama faaliyetleri gibi konularla, taraf olmuştur.

Adada İngilizlere ait iki üs bulunuyor bu konuyla ilgili en uzman isim Kıbrıslı Doç. Dr. Soyalp TAMÇELİK şunları ifade ediyor:
II. Dünya Savaşı’ndan sonra Kıbrıs’ta kurulan İngiliz üslerinin varlığı, şimdiye kadar layıkıyla tartışılamamıştır. Hâlbuki adadaki üslerin varlığı, en az Türk askerinin varlığı kadar gündeme getirilmesi gereken bir konudur. Ne var ki İngilizler, dünya kamuoyundan gelen tüm tepkileri, kuzeydeki Türk askeri varlığına yönlendirerek, adadaki İngiliz üslerinin mutlak egemenliğinin tartışılmasını önlenmişlerdir.

Gerçek şu ki Kıbrıs, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Akdeniz’de jeopolitik egemenlik iddiasında olan ülkeler veya güçler için oldukça önemli bir deniz ve hava üssü konumundadır. Ayrıca burası, Orta Doğu gibi dünya coğrafyasının en karışık bölgesine yakın olması açısından, önemli ve stratejik bir üstür.

Zaten bu üs sayesinde Batılı güçler, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan kendilerine karşı gelebilecek tehditleri de bertaraf edebilecek konuma gelmişlerdir. Keza Arap dünyasındaki çatışmalar ve istikrarsızlıklar dikkate alındığında, Süveyş Kanalı ile Avrupa’ya taşınan körfez petrolünün ulaşım güvenliği, Kıbrıs’tan daha kolay sağlanabilecektir. Dolayısıyla İngiltere’nin, Kıbrıs meselesinin çözümünde yer alması, hem ulusal çıkarlarının, hem de stratejilerinin bir gereğidir. Bölgedeki krizlerin ve gerginliklerin, İngiltere’nin adadaki üslerinin varlığına meşruiyet kazandırdığı da bir gerçektir.

Dikelya ve Ağrotur üsleri:
Nükleer ve kimyasal silahların depolandığı Agratur ve Dikelya üslerinde, 1500′ü hava gücü ve 2 bin 300′ü kara gücü olmak üzere, toplam 10 bin İngiliz askeri ve sivil personel ile bunların aileleri barınmaktadır. Dikelya’daki çok gizli haberleşme merkezi, İngiltere’deki Cheltenham istihbarat merkeziyle ilişkilidir. Üsler, ada topraklarının 254 kilometrekarelik bölümünü kaplamaktadır; ki bu, adanın yaklaşık yüzde 2,7′sine karşılık gelmektedir.

Son günlerde yoğun olarak gündemde olan Türkiye’nin asker azaltması ele alınırken, İngiliz üslerinin ve askeri varlığının adının hiç geçmediği görülmektedir.

Birkaç yıldır İngiliz askeri üsleri hakkında basında yer alan haberler de dikkat çekicidir:
Rum Kipros Simena gazetesi Amerika’nın İspanya’daki Maron Hava Üssü’nü Kıbrıs’taki İngiliz üsleriyle birleştireceğini; İngiltere’nin Kıbrıs’taki iki üssünden biri olan Ağrotur’un Amerika’nın ölüm üssü haline geleceğini ileri sürdü.

Bu nedenle İngilizler üslerini AB’ye sokmamıştır. Amerika ile ortak kullanabilmek için. AB’de (stratejik açıdan Kıbrıs bize lazımdır) demiştir. Böylelikle hem AB, hem de Amerika ve İngiltere, Kıbrıs’ı petrol kuyularına, Arap ülkelerine ve belki de Türkiye’ye karşı bir kontrol merkezi olarak kullanacaklardır.

Fileleftheros gazetesinde yer alan bir haber şöyledir (3 Eylül 2002): Gazeteye göre, Çevreciler Hareketi Başkanı Yorgo Perdikis’in de aralarında bulunduğu bir grup çevreci, Ağrotur İngiliz Üssü’ne dev anten yerleştirme çabalarını protesto ettiler. Eylemciler üssün yolunu kapattılar. Göstericiler, silahlı askerler tarafından kuşatıldı. Bölgeye ulaşan itfaiyeciler, yolun kenarındaki ağaçlara bağlanan zincirleri kestiler. Göstericiler daha sonra polis tarafından dağıtıldı. Gazete, İngilizlerin geniş güvenlik önlemleri altında anten dikme çalışmalarını sürdürdüklerini yazdı.

Bu tarihten bir yıl kadar sonra, aynı konuyla ilgili olarak bu kez Türk ve Rumlar birlikte bir protesto eylemi düzenlediler. Eyleme Rum Kesimi’nden Yeşiller Partisi ve İşçi Demokrasisi Grubu; Türk Kesimi’nden de Kıbrıs Sosyalist Partisi, Yurtsever Birlik Hareketi ve Baraka Kültür Merkezi katıldı. Tüm çevre ülkeleri tehdit eden casus anten’in protesto edildiği eylemde Yeşiller Partisi Başkanı ve milletvekili George Perdikis ve diğer grupların temsilcileri birer konuşma yaptı. Konuşmalarda, İngiliz üslerinin insan sağlığına ve doğaya karşı zararları, ayrıca bölge halklarına karşı oluşturduğu tehdit üzerinde duruldu.

Ortadoğu ülkelerine yönelik istihbarat amaçlı olarak kullanılan üsler ve inşa edilmekte olan antenler, bölgede ciddi bir çevre felaketine yol açacak bir nitelikte. Eylemciler, Kıbrıs’taki tüm yabancı güçlerin çekilmesini isteyerek, İngiltere’ye tepki gösteremeyen Güney Kıbrıs yönetimini eleştirdiler.

Son birkaç yılın gazete haberlerine bakıldığında ortaya çıkan bu tablo, Güney Kıbrıs’ın AB ve Amerika arasında stratejik olarak paylaşıldığını, Amerika’nın İngiliz üslerine yerleşerek Kıbrıs’ta söz sahibi olacağını gösteriyor.


Benzer yazılar


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 34. Kuruluş Yıl Dönümü