Organik Ürün Organik Tarım Nedir Nasıl Anlaşılır

10 ay önce 0

Organik satılmak üzere gelen ürünlerin sertifikaları tezgah üzerinde bulundurulması bir zorunluluktur.

Ürünün yetiştirildiği alan bir sertifika kuruluşu tarafından kayıt altına alınır ve bir kontrol kuruluşu tarafından denetlenir.

Şüpheli bir durum oluştuğunda sertifika kuruluşu ürünleri laboratuarda analiz ettirir. Ayrıca tarım bakanlığı farklı zamanlarda pazarlara ani denetim yaparak ürünlerin numunesi alarak laboratuarda analiz ettirir.

Organik tarım, yapay gübrelerin, zararlılarla mücadelede kullanılan kimyasal kanserojen ilaçların, genetik olarak müdahale edilmiş ırkların ve tohumların, koruyucu kimyasalların, katkı maddelerinin ve bunlar gibi doğal olmayan hiçbir şeyi kullanmadan, hem doğal ürünler elde etmeyi hem de çevreye yabancı maddelerin girmesini engellemeyi hedefleyen bir sistem.

Bilimadamları tarafından 20 yıldır yürütülen çalışmalar, doğal hayvan gübresiyle beslenen toprakların daha verimli olduğunu ve birim azot miktarı başına daha yüksek miktarda ürün verdiğini gösteriyor.

Organik sistemlerde, zararlı canlılarla mücadele için kullanılan teknikler de, tamamen biyolojik kökenli. Kimi zaman tarlanın kenarlarına, kimi zaman da arazinin içine dağınık olarak ekilen çeşitli bitki türleri, zararlıların ilk hedefi haline gelerek, hasat edilecek ürünü koruyor. Bazılarının yapışkan özellik taşıması da, bu işlemde yardımcı oluyor. Özellikle zararlı bitkiler için kullanılanlar, bu bitkileri öldürecek fitotoksinlere (bitkisel zehirlere) de sahip. Bu uygulamaların en güzel örneklerinden biri, Doğu Afrika’da görülüyor.

Buradaki organik tarımcılar, başlıca iki zararlı canlıyla savaşıyorlar: Bitkilerin gövdelerini delici bir böcek türü olan Afrika mısırdeleni ve parazit bir bitki olan ayrıkotu. Bu zararlılarla başa çıkmak için geliştirdikleri tekniklerse çok akılcıl. Tarlaların en uç kenarlarına, boydan boya ektikleri Hintdarısı bitkisi, salgıladığı yapışkan madde sayesinde, mısırdeleni böceklerini kendine çekiyor ve üzerinde üreyen bu böceklerin larvalarını öldürüyor. Tarlanın hemen her yerine, ekinlerin arasına ektikleri bir tür yulaf da, hem mısırdelen hem de ayrıkotu için kovucu özellik taşıyor. Ayrıca, tarlalarına ektikleri baklagil türleri, azot bağlanmasını sağlayarak, toprağı zenginleştiriyor. Benzer teknikler, Çin’deki pirinç tarlalarında da kullanılıyor.

Organik tarlalarda zararlılarla mücadele ilaçlarının kullanılmıyor olmasının, ürün kaybını yükselteceği düşünülüyordu. Ancak, yapılan çalışmalarda, özellikle domates, patates ve mısır tarlalarında organik üretime ait yıllık verimin, geleneksel üretimle neredeyse aynı olduğu ortaya çıkarıldı.

Yapay gübre ve pestisit kullanılmaması nedeniyle ürün veriminde, Peru, Etiyopya, Nepal ve Brezilya gibi ülkelerde, organik üretim alanlarında yüzde 50 ile yüzde 250 arasında verim artışı rapor edildi.

Organik tarlalarda gerçekten de daha fazla zararlı organizma bulunuyordu; ancak bu zararlıların avcıları da tarlalarda kendilerine yer buluyorlar ve tarladaki ürünler bu şekilde korunuyordu.

Geleneksel tarımda, kimyasal girdilerin hatalı ya da gereğinden fazla kullanılması, toprağın canlı tabakasına zarar veriyor ve erozyona davetiye çıkarıyor. Organik tarımdaysa, böyle bir tehlike yok. Çevrebilimciler, organik topraklarda yaşayan toprak solucanlarının canlı kütlesi toplamı ve bolluğunun 3 kat daha fazla olduğunu, yine bu topraklarda, toprak verimliliğinin göstergesi olarak kabul edilen eklembacaklıların yüzde 50 oranında, bitki köklerinin topraktan su ve besin maddelerini almasında önemli rol oynayan mantar türlerininse yüzde 40 oranında daha fazla bulunduğunu belirtiyorlar.

Organik topraklarda verim kaybının az ve toprağın daha kaliteli oluşunuysa, canlılığın bu denli çeşitli ve bol oluşuyla açıklıyorlar.

Fransa ve Almanya gibi bazı ülkeler, yeraltı su kaynakları kirliliğinin ciddi bir sorun haline gelmeye başladığı bölgelerde, tarım arazilerinde organik üretime geçilmesi konusunda üreticilere yardım ediyor.

Organik üretimde, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) belirlediği uluslararası standartlar kullanılıyor. Özel sektörse, 1972 yılında kurulan ve merkezi Almanya’da bulunan Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu’nun (IFOAM) hazırladığı temel standartları uyguluyor. Bu temel ölçütlere dayalı olarak, her ülke, kendi gereksinimlerini ve çevre koşullarını da göz önüne alarak, ulusal ölçütler belirliyor ve organik üretimde bunları uyguluyor.

Türkiye’de organik üretim, 1980’li yılların ortalarında Ege Bölgesi’nde başladı. Organik üretimimizin ilk yıllarında, yurtdışı şirketler tarafından talep edilen ürünler, anlaşmalı çiftçilerce yetiştiriliyordu. Üretimi yapılan ilk organik ürünler, kuru incir ve kuru üzüm oldu. Daha sonra bu ürünlere kuru kayısı ve fındık gibi ürünlerin de katılmasıyla, organik üretim yurt çapında yayılmaya başladı.

Yurdumuzda bugün organik üretimi yapılan ürünlerin başında pamuk, bakliyat ve hububat, tahıllar, kurutulmuş meyveler, çeşitli baharatlar ve zeytinyağı geliyor.

20’nin üzerinde ülkeye organik ürün ihracatı yapan Türkiye’nin müşterilerinin başında AB ülkeleri geliyor. Bunları, Japonya, ABD, Kanada ve Kuzey Avrupa ülkeleri izliyor.

Organik sebze ve meyve üretiminin yanında, organik gübre üretimi yapan şirketlerin de kurulmasıyla, Türkiye, dünya çapındaki organik pazarda hızlı bir yükselişe geçti. 2000 yılı verilerine göre, organik tarımda en hızlı pazar artışı İngiltere, Belçika ve Hollanda’ya ait.

Türkiye’ye, Avrupa’nın yeni organik bahçesi gözüyle bakılmaya başlandı.

  • Hayran
  • Mutlu
  • Üzgün
  • Kızgın
  • Sıkıcı
  • Korkunç
Hangi Marka Hangi Ülkenin | Amerikan Malları Listesi