İncirlik Üssü Türkiye’deki Amerikan Gücünün Sembolü Olmuştur

2 sene önce 0
İncirlik Üssü Türkiye'deki Amerikan Gücünün Sembolü Olmuştur

Amerikan üsleri, tüm dünyada bulundukları ülkelerin askeri, ekonomik ve siyasi anlamda Amerikan hegemonyasına entegrasyonunda önemli bir işlev üstlenmişlerdir. Türkiye’nin NATO’ya girmesinden itibaren ülkedeki en önemli üs olması nedeniyle bu süreç İncirlik Üssü üzerinden okunabilmektedir.

Amerika’nın kullandığı dünyadaki en büyük 13 üs arasında yer alan İncirlik, Orta Asya ve Ortadoğu bölgesinde Amerikan kuvvetlerine açık olan en büyük hava üssüdür. Türkiye’de görev yapan bin 600 Amerikan askerinin yaklaşık bin 500’ü İncirlik Üssü bünyesinde görev yapmaktadır.

Bu çerçevede İncirlik Üssü, sadece çevre ülkeler üzerinde Amerika’nın hegemonyasını kurmasında aracı olmamış, bizzat Türkiye’nin bu hegemonyaya dâhilinde ekonomik, askeri ve siyasi dönüşüm sürecinin bir parçası olmuştur.

Türkiye’nin, NATO’ya üyelik pazarlığının bir sonucu olarak, 1951 baharında Adana’da inşaatına başlanan İncirlik Üssü, Soğuk Savaş dönemi boyunca Amerika için bölgenin en önemli hava üslerinden biri olmuştur. Üs, hem NATO’nun kanat ülkesinde yer alarak Sovyetlere yakınlığı ile hem de Ortadoğu bölgesine en hâkim mevzideki hava üssü olması bakımından dönem boyunca değerini korumuştur.

İncirlik havzasının ılıman iklimi ve yılın çoğu zaman açık gökyüzü her mevsim uçuşları mümkün kılarken, bölgenin kara ve demiryolları ile bağlantısı ve Türkiye’nin en büyük limanlarından olan Mersin limanına yakın konumu, İncirlik’i stratejik açıdan eşsiz bir konuma taşımıştır.

Bu durum İncirlik’i her zaman Amerika’nın bölgesel hesaplarında kritik bir konumda tutmuştur. İstihbarattan, eğitim faaliyetlerine, depolamadan, harekât noktası olarak hizmet vermeye pek çok fonksiyonu aynı anda yerine getirmiştir. Bu nedenle, Türkiye’de Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında yaklaşık 30 üs ve tesis kurulmasına ve 25 bin Amerikan askeri Türk topraklarında bulunmasına karşın, İncirlik Türkiye’deki Amerikan gücünün sembolü olmuştur.

Türkiye’deki üslerden bahsetmek çoğu zaman İncirlik’ten bahsetmek demektir. Soğuk Savaş içinde yıllar ilerledikçe Türkiye’deki diğer üslerin kapanmaya başlaması ile birlikte İncirlik doğrudan, Türkiye’deki Amerikan varlığı ile özdeş hale gelmiştir. Bu nedenle, II. Dünya Savaşı sonrasında Amerika’nın inşa ettiği hegemonyayı Türkiye özelinde İncirlik Üssü üzerinden okumak mümkündür.

II. Dünya Savaşı sırasında Amerika, Kuzey Atlantik’ten Avrupa’ya, Pasifik’ten Latin Amerika’ya ve oradan Kuzey Afrika’ya, Hindistan’dan Güney Çin’e uzanan bir üs ağı oluşturmuştur. Savaşın ardından Amerika ile Sovyetler arasında yeni dönemin düzeni üzerine rekabetin doğması ile birlikte Washington savaş sırasında sahip olduğu bu üslerin çoğundan Amerikan kuvvetlerini çekmeyerek, bu ülkeleri kendi hegemonik sistemi içinde tutmaya yönelmiştir.

Savaşın yıkımı altında ezilmiş Avrupa ülkeleri, Amerika’nın ekonomik yardımları ile toparlanırken, askeri ve ekonomik ittifaklar ile sisteme bağlanmışlardır. Amerika’nın kendini sistem içinde eşit konumda göstermesi ve “özgür dünyanın” her ülkesinin dışarıdan saldırılara karşı Batı ittifakının, en önemlisi Amerika’nın, garantisi altında olduğuna dair oluşturduğu inanç, diğer ülkelerin kendi hegemonyasına dâhilinde rıza göstermelerini ve böylelikle sistemin sağlam bir temele oturmasını sağlamıştır.

Hegemonyanın temel ayaklarından birini, hegemonunun sistem dışında çıkanlar üzerinde güç kullanma potansiyelini somut şekilde gösteren üsler oluşturmaktadır. Komünizm tehdidi, Batı bloğu içinde binlerce askeri üssün ev sahibi ülkelerin rızası ve hatta isteği ile kurulmasına olanak vermiştir. Buralarda görev yapan askerler, bulundukları toprakların sermaye, mallar ve hizmetler için devasa bir pazara dönüşmesinde rol oynamakla kalmamışlar, aynı zamanda Amerikan askeri gücünün gölgesini hissettirerek kapitalist ekonominin sağlıklı bir şekilde işlemesinde etkili olmuşlardır. Çoğu zaman üslerin bu değerleri, gücün doğrudan kullanımında sağladıkları avantajdan çok daha önemlidir. Bir örnekle açıklamak gerekirse, Amerika’nın üs sistemini iki ana ayağını oluşturan Japonya ya da Almanya’daki gibi büyük üsler Soğuk Savaş boyunca gerçek bir savaşın içinde hiç kullanılmamışlardır.

II. Dünya Savaşı’na dâhil olmamayı başaran Türkiye, Amerika’nın savaş sonrası ortama ilişkin kararsızlıklar taşıdığı dönemde, Amerikan planlarının tamamen dışında kalmıştır. Amerika’yı Avrupa rekabetinin dışında tutan politik geleneğin getirdiği baskı ve dünya meselelerine ilişkin küresel anlamda politik tecrübesizliği, diğer ülkelerin savunulmasına dair taahhütlerin daha önce görülmemiş bir coğrafyaya genişletilmesinde tereddütlerin doğmasına neden olmuştur. Ayrıca Amerika’nın ilk dönemde Sovyetler Birliği ile bir uzlaşıya varabileceği düşüncesine sahip olması da bu tavırda etkili olmuştur.

Sovyetlerle rekabetin kaçınılmazlığını görülmesi ile birlikte Amerika, kendi pazarı olarak gördüğü coğrafyayı, ekonomik sistemine ve değerlerine sıkıca bağlayacak şekilde dönüştürme süreci içine girmiştir. Türkiye, ancak bundan sonraki süreç içinde Amerika için anlam kazanmaya başlamıştır.

Washington, Türkiye’ye her hangi bir savunma garantisi vermeden, taleplerinin yerine getirilmesi beklentisi içindedir. Bu nedenle ilk başlarda, buralarda üsler kurarak bunları kullanmak için Türkiye ile anlaşma yapma arayışı içine girmiştir. Ancak görüşmeler, Ankara’nın bir savunma ittifakına dâhil olmadan, her zaman bu üsleri kullandıracağının hiç bir garantisi olmadığı gerçeği ile Washington’u karşı karşıya bırakmıştır. Tarafsızlığın bile Amerika için maliyetinin büyük olacağının ortaya konmasının ardından Türkiye NATO üyeliğine, Amerika ise istediği üslere kavuşmuştur.

Türkiye’nin dört bir yanında bir anda askeri üs ve tesisler inşa edilmeye başlanması ile birlikte Türk ordusu bir modernizasyon, yeniden organizasyon ve eğitim süreci içine sokulmuştur. Binlerce Amerikan askeri aynı dönemde, bu sürecin bir parçası olarak Türkiye’de görev yapmaya başlamışlardır. Türk ordusunu NATO’ya uyumlu hale getirmek için yapılan çalışmalar, askeri yardımlar, eğitimler ve tüm diğer eşgüdüm faaliyetleri aynı zamanda Türkiye’yi ekonomik ve siyasi anlamda dönüştüren sürece paralel olarak ilerlemiştir.

Türkiye’deki üsler, dünyadaki diğer Amerikan üsleri gibi, bu ekonomik ve askeri değişimin önemli parçaları olmuşlardır. Her şeyden önce şunu unutmamak gerekir ki bir üssün etki sahası kapladığı alanın; varlık sebebi ise açıklanan gerekçenin çok ötesindedir. Bir ülkede bir Amerikan üssünün varlığı, Amerikan çıkarlarının o ülkede korunduğunun en önemli göstergesidir. Türkiye’deki üslerin faaliyete geçmesi ile birlikte, Ankara’da liberal ekonomiye geçiş için adımlar daha cesurca atılmaya başlamıştır. Her ülkede bulduğu itaatkar elitler vasıtasıyla hegemonyasını koruyan Amerika, Türkiye’de yeni zenginleşerek iktidara gelen sınıfın liberal ekonomiden beklentileri sayesinde Demokrat Parti döneminde, büyük bir rahatlıkla Türkiye’nin ekonomik ve askeri entegrasyonunu tamamlamıştır. Bundan sonra Türkiye, Amerika için en sadık müttefiklerden biri haline gelmiştir.

Soğuk Savaş döneminde Sovyetleri çevreleme politikasının bir parçası olarak sunulan ittifaklar, sistem içindeki ülkeleri ekonomik, askeri ve siyasi açıdan birbirlerine bağımlı kılmıştır. Paylaşılan ideolojik söylem ve tek tipleştirilen kültürel değerler ile kurulan hâkimiyetin kökleri daha da sağlamlaştırılmıştır. Bu sistemi tarih boyunca görülen örneklere göre daha güçlü kılan ise, ortak rızaya dayalı şekilde oluşturulan çok sayıda uluslararası kurum sayesinde sistemin işleyişinin bozulmasının önüne geçilmiş olmasıdır. Amerika, kurduğu bu güç konfigürasyonu sayesinde Washington’un merkezde olduğu küresel bir ekonomiyi yaymayı başarmış ve sistem bir kez işlemeye başladıktan sonra çok az müdahalede bulunması gerekmiştir.

Ülkeler arasında bu çoklu karmaşık bağlardan birini de Amerikan üs ağı oluşturmaktadır. Aynı zamanda, askeri ittifakların parçası halinde olan bu üsler, ittifaka dâhil tüm ülke ordularını dönüştürmede ve tek tipleştirmekte önemli rol oynamaktadırlar. Amerika tarafından inşa edilen ve Amerikan askeri sistemi doğrudan yansıtan üslerin, NATO askeri planlarında yer almaları ve bazılarının bir süre sonra bulundukları ülkelerin ordularına devredilmeleri bu dönüştürme işlevlerini kolaylaştırmaktadır. Dönüştürme sadece askeri boyutuyla sınırlı kalmamakta, ülkenin bütün kararları üzerinde etkili olacak sonuçlar doğurmaktadır. Bir ülkede Amerikan üslerinin açılması beraberinde o ülkenin Amerikan şirketlerine ve sermayesine açılmasını getirmektedir.

Üs Kapatma ve Düzenleme Raporunda yer alan ifadede ki gibi “Bir üs yapısı askeri düşüncenin ötesinde anlam taşır. Her şeyden önce ikili, uluslararası, kültürel ve ekonomik sonuçları olan siyasi bir düzenlemedir.”

Türkiye’deki üslerin açılmasını takip eden bir kaç yıl içinde hükümet(Menderes) önce petrol gibi yaşamsal kaynakların işletilmesindeki devlet tekelini kaldırmış, aynı yıl bir California firması ile petrol rafineleri inşa etme anlaşmasını varılmıştır. Bunu bir yıl sonra Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunun değişmesi izlemiş ve yabancı sermaye üzerindeki kısıtlamalar kaldırılarak, yerli sermaye ile eşit şartlar getirilmiştir. Sadece Menderes dönemi için değil, izleyen hükümetlerin dönemlerine dair de bu ekonomik dönüşümün pek çok örneğini vermek mümkündür.

Amerikan üssüne sahip olan iki ülke birbiri ile ticaret yaparlar, aynı ortak değerler üzerinden konuşurlar ve birbirleri ile savaşa girmezler. Bunun dışında hareket etmek isteyen olduğunda ve Amerika, uluslararası kurumlar çerçevesinde sorunlu ülkeyi yoluna getiremediğinde, askeri yaptırımlarını sadık müttefiki üstünde kullanmaktan çekinmeyecektir. Türkiye’nin 1974’te Kıbrıs Harekâtı sonrasında yaşadığı da bunun bir örneğidir.

İncirlik, kuruluşundan itibaren, Türk-Amerikan ilişkilerindeki havayı doğrudan yansıtan bir platform niteliğinde olmuştur. Türkiye’nin Batı ittifakına dâhil olma heyecanı taşıdığı ilk yıllar, Amerikan kuvvetlerinin geniş kullanım ayrıcalıklarına karşın İncirlik’in kullanımı tartışma konusu değildir. Bu durumda, İncirlik’in dâhil olduğu Türkiye’deki üslerin tabi oldukları anlaşmalarının çoğunun TBMM onayına sunulmaması ve kamuoyundan gizlenmesi de etkili olmuştur.

1960’lı yıllarla birlikte muhalefetin sesinin yükselmesi, Amerikan askerlerinin karıştığı olayların kamuoyunda infial oluşturması ile birlikte İncirlik’in hukuki statüsü sorgulanır hale gelmiştir.

İncirlik inşaatının tamamlanmasının ardından 27 Aralık 1954 tarihinde Türkiye’ye devredilmiş ulusal bir hava üssüdür. Ancak bu dönemde, 23 Haziran 1954 Askeri Tesisler Anlaşması ile Amerikalılar tarafından kullanımına ilişkin imtiyazlar sağlanmış ve müşterek kullanılacak üs olarak nitelendirilmiştir. İncirlik’te Amerikan askerleri ise NATO’ya değil Amerikan kuvvetlerine bağlı personel olarak görev üstlenmişlerdir. Ancak Amerika’nın kullanımı NATO amaçları ile sınırlandırılmıştır.

NATO amaçları doğrultusunda kullanılmasına izin verilmesine karşın İncirlik Üssü, Soğuk Savaş dönemi boyunca istihbarat faaliyetleri dışında hiç bir NATO faaliyetinde kullanılmamıştır. Bununla birlikte İncirlik’ten, 1958’de Lübnan’ın bombalanmasında, Kara Eylül’de Ürdün’e silah sevkiyatında, 1967 ve 1973 Arap-İsrail savaşlarında acil inişlerde, İran devriminde Amerikan vatandaşlarının ülkeden çıkarılmasında yararlanılmıştır. Bu dönemde üssün kullanımı konusunda Amerika’nın sahip olduğu geniş imtiyazlar ve Türkiye’nin sınırlı kontrolü İncirlik’in “Amerikan üssü” olarak nitelendirilmesine neden olmuştur.

1960’lı yıllarla birlikte ülkede yükselen Amerikan karşıtlığının hedefi haline gelen İncirlik’in hangi şekilde kullanıldığı sorusu TBMM gündemine taşınmıştır. Bu soru, Amerika ile Türkiye arasındaki bütün anlaşmalarının tek bir çatı altında toparlanarak OSİA’nın imzalanmasına giden sürecin başlangıcıdır.

Üssün kullanımı için TBMM’nin özel iznine gerek vardır. 1991 yılında Körfez Savaşı sırasında kullanımı buna örnek olarak gösterilebilir.

Bu sınıflandırmaya göre Amerika’nın 2009 yılı itibari ile yabancı ülkelerde 13 büyük, 19 orta ve 620 küçük olmak üzere toplam 716 adet üssü bulunmaktadır.

İncirlik Üssü, Amerika planları açısından değerlidir. Bu durum Türkiye’nin yeni dönemde daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmasına sebep olabilir.

Amerika’nın terörizme karşı savaş söylemi adı altında tek taraflı politikalarını devam ettirmesi halinde, ekonomik kırılganlığın getirdiği baskı ile birlikte diğer devletlerle ilişkilerinde daha militarist bir dil benimsemesi kaçınılmazdır. NATO veya BM kararları olmadığı durumlarda da Amerika’nın uluslararası hukuku çiğneyerek savaş açabileceğini ve İncirlik Üssü’nü kullanmak isteyeceğini Irak Savaşı sürecinde yaşananlar ortaya koymuştur.

Türkiye’nin en tartışmalı üssü, varlığını koruduğu süre boyunca Türk-Amerikan ilişkileri üzerinde etkisini sürdürecektir.

Yrd.Doç.Dr. SELİN MUZAFFER BÖLME

İncirlik Üssü Hakkında Bilgi
Almanya İncirlik Üssünden Çıkarılma İhtimaline Karşılık Alternatif Yer Arıyor
Rusya’nın İncirlik Üssünü Kullanma İhtiyacı Bulunmuyor

  • Hayran
  • Mutlu
  • Üzgün
  • Kızgın
  • Sıkıcı
  • Korkunç
Hangi Marka Hangi Ülkenin | Amerikan Malları Listesi